Dr. Mustafa Alpaslan
Adil Yargılama Hakkı
Dr. Mustafa Alpaslan

Adil Yargılama  Hakkı ve  bu Hakkın  Vergi Yargılamasında  Uygulanabilirliği

 

İncelenen dönemde 2003, 2004 ve 2005 yılları sınırlı olarak sahte fatura kullanımı iddiası ile incelenen bir mükellef hakkında cezalı tarhiyatlar yapılmış ve mükellefe kullandığı 4 ayrı firmadan alışları eleştirilmiştir. Sonuçta mükellefin kullandığı bu faturalarla ilgili olarak tarhiyat yapılmış, yapılan tarhiyatın dayanağı olarak ise fatura düzenleyicisi olan firmalar hakkında tanzim edilmiş bulunan “vergi tekniği raporları nedeniyle” sahte ve muhteviyatı itibariyle  yanıltıcı belge olduğu kabul edilen faturalar içeriği emtiaların gerçekte kimden, ne zaman ve hangi tutarlarda alındığı hususunda geçerli  somut hukuki tespit mevcut olmadan  tarhiyatlar  önerilmektedir.

 

Oysaki, son yıllarda yapılan birçok tarhiyatlarda, özellikle sahte fatura kullanımı ile ilgili tarhiyatlarda atıf raporlarına dayalı vergi ve cezalar salınmaktadır. Bu hatalı uygulama mükellefleri sıkıntıya soktuğu gibi yapılan tarhiyatların hukuksal dayanaklarının sağlıklı bir zemine oturmadığı gerçeğini de  tartışmaya açmıştır. Özellikle atıf yoluyla veya yollama yapılması suretiyle yapılan pek çok tarhiyatlarda dayanak olarak vergi hukukumuzda yer almayan “vergi tekniği raporları” mesnet olarak gösterilmeye çalışılmaktadır. Oysaki vergi tekniği raporları bilindiği gibi vergi usul hukuku uygulamasında, yatırım indirimi istisnalarında, yeniden değerleme  uygulamalarında, maliyet artış fonu hesaplamalarında, amortisman hukuku uygulamalarında karşımıza çıkan bir tür  açıklama belgeleridir. Vergi tekniği raporları hiçbir şekilde cezalı tarhiyatlarda vergi inceleme raporları yerine  dayanak olarak baz alınacak bir mesnet olamaz. Kaldı ki, vergi tekniği raporları tarhiyatlarda dayanak olarak sunulacak bir belge niteliğinde de değildir.

 

Son yıllarda vergi incelemelerinde teknik raporlar, dolaylı olarak atıf raporları ile birden çok mükellefe ve hatta incelenmeyen bir mükellefe bile bir başka yollama raporuna göre tarhiyat önerilmektedir. Ceza kesilmektedir. Hakkında suç duyurusunda bulunularak kamu davası açılmaktadır.  Bu uygulama hukuka aykırı olup, yollama raporlarına göre dolaylı ilişki kurulması hukuki görülmemektedir. Bu gibi durumlarda atıf raporları veya atıf teknik raporlar (esasen böyle bir rapor vergi usul hukukunda bulunmamaktadır.)  vergicilik son yıllarda giderek tamamıyla erozyona uğramakta, adeta kendi kendimize kurallar ihdas ederek daha sonra bu kuralları tabulaştırmaktayız.  Oysaki vergi tekniği raporları adı altında bir rapor yoktur. Bu raporlara göre de kamu davası açılamaz. Savcılıklara suç duyurusunda bulunulamaz. ( Konuyla ilgili açılan emsal davalarda verilen emsal kararlar mükellefler lehine sonuçlanmış ve tarhiyatlar terkin olunmuştur. Örneğin, İzmir 4. vergi mahkemesinin vermiş olduğu 13.2.2008 gün ve E:2007/212-K:2008/186 sayılı kararları ve yine aynı mahkeme tarafından verilen E:2007/211-K:2008/185 sayılı kararlar bu tür davalara örnek kararlardır.)

 

Vergi tekniği raporları sadece hesap uzmanları tarafından belli lokal konularda (örneğin; yatırım indirimi istisnası, yeniden değerleme uygulaması, amortisman hukuku vb.) düzenlenen  verginin tekniği ile ilgili raporlardır.

 

Vergi hukuku uygulamasında “delil vasfı bulunmayan” vergi tekniği raporları uyarınca  önerilen tarhiyatlar vergi mahkemelerinde delil olarak hukuken  dikkate alınamaz.   213 sayılı VUK’nun 3. maddesinin (B) bendi hükmüne göre vergi tekniği raporları denetim elemanı tarafından öne sürülen kişisel görüşler niteliğindedir.   Gerek vergi mahkemelerinde ve gerekse   ceza mahkemelerinde vergi tekniği raporları fiil işlenmesi ile ilgili hukuki delil özelliği taşıyamaz.  Vergi ceza davalarında hakimlerin vergi konusunda uzman bilirkişilere gitmesi dolayısıyla mükellefin dosyasında yer alan vergi tekniği raporları esas alınarak mükelleflerin yargılanması adil bir yargılama özelliği taşımamaktadır. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi tarafından verilen bir çok kararlarda vergi yükümlüsü ile  idarenin “eşit silah ilkesine” uygun olarak yargılanmalarının gerekli olduğu prensibini kabul etmiştir.   Vergi yükümlüsünün korunması kavramı, idare hukukundaki bireyin korunması kavramını içermekle birlikte kapsam itibariyle daha geniş bir kavramdır(1).  Bu açıdan, vergi yükümlüsünün korunması, yasama, yürütme ve yargı süreçlerinde yükümlünün hukuki güvenlerle donatılması anlamını taşır(2). Ama koruma kavramı devlet içeriklidir, yükümlü hakkı ise birey içerikli bir kavramdır(3). Çünkü hak kavramının özündeki yetki unsuru vardır ve bir şeyi yapmak veya başkalarından belirli bir şekilde davranmayı veya bir şeyi yapmayı isteme yetkisini ifade eder(4). Bu yetki objektif veya pozitif hukukça kişilere tanınır(5).

 

Sonuç olarak, gerek vergi yargılamasında ve gerekse vergi ceza yargılamasında idare ile mükellef hakları dengelenerek eşit silahlar prensibine uygun olarak tarafların yargılanmasına  devam edilmelidir.

 

Vergi mahkemesi tarafından verilen bir kararda; “cezai yaptırıma bağlanmış olan bir fiilin tüm unsurları ile oluşmuş bulunduğu saptanmadıkça, faile ceza uygulanmayacağı yolundaki genel ceza hukuku ilkesi idari cezalar için de geçerli olduğundan, olayımızda da sahte faturayla belgelendirildiği öne sürülen bir kısım emtianın kimden ve ne zaman alındığı hususunda somut ve yükümlüyü bağlayıcı nitelikte bir tespit olmadığı sürece cezai yaptırıma bağlanmış olan fiilin tüm unsurları ile oluşmuş bulunduğu söylenemeyeceğinden kesilen özel usulsüzlük cezasında yasal isabet görülmemiştir.”  Şeklinde karar verilmiştir(6).

 

 

(1)    “Bireyin korunması” özellikle “yönetsel yöntem”de (idari usul/procedure administrative)  kullanılan bir kavramdır. Yönetsel işlemler yapılırken ilgililerin  haklarının korunmasını ifade etmektedir, Akıllıoğlu, Tekin, “İnsan Hakları ve Yönetsel Yargı”, II. Ulusal İdare Hukuku Kongresi, İdari Yargının Dünyada Bugünkü Yeri, Ankara, 1993, s.223 (Bkz. Yaltı Billur, “Vergi Yükümlüsünün Hakları” Beta Yayınları, yıl:2006, Eylül, s.2-3)

(2)   Bkz. Yaltı Soydan, Billur, “Mükellefiyet Hakkı Versus Vergilendirme Yetkisi:İnsan Hakları Avrupa Mahkemesine Göre Mülkiyet Hakkına Müdahalenin Sınırı”, Vergi Dünyası, Sayı:227, Temmuz 2000, S.114

(3)   Koruma teriminin bir anlamı da güçlü bir kimse ya da kuruluş, güçsüz birini ya da bir şeyi her türlü tehlikeden esirgemek, onu desteklemek, himaye etmektir, Türkçe Sözlük, Dil Derneği, C.2, Ankara, 1999.

(4)   Güriz, Adnan, Hukuk Başlangıcı, 4. Baskı, Ankara, 1994, s.40

(5)   Güriz, s.40

(6)   İzmir 3. Vergi Mahkemesi, 14/2/2008 gün ve E:2007/1291-K:2008/155 ve  yine E:2007/1293-K:2008/156 sayılı kararları.

 

16 Mart 2009
Bu Yazı Toplam 1423 Defa Okunmuştur
Duyurular
Türkiye Genç Girişimcilerin elinde yükselecek
Rifat Hisarcıklıoğlu
Aliağa'nın değişimi ve yatırımlar
Adnan Saka
Anarşistler haklı mıydı..?
M.Ender Özer
Marketler Yasası neden çıkarılamıyor
Takdir Yarış
Yaşasın işporta
Ege Cansen
Özel Emeklilik Sistemi
Gül Okutan
Yatırımın Önündeki Engel; Bürokrasi
Geza Dologh
2010 vergi artışları normalin üzerinde olacak
Şükrü Kızılot
Masraf ve Maliyet Hesaplarının Çalışma Şekli
Dr. Mustafa Alpaslan
Video
Röportaj
Koç'ta alınan kriz tedbirleri
Mustafa Koç: “Ancak bu şekilde bu gemiyi yüzdürebiliriz. Pek çok küçük kalemde tasarruf yaparsanız ve bunları üst üste koyarsanız, doğrudan kâra yansıyor”
Firma Ara
Sektör:
Firma Adı:
Önemli Linkler
TOBB ETÜ S.Eğitim Merkezi
İzmir Ticaret Odası
Deniz Ticaret Odası İzmir Şb
Sosyal Güvenlik Kurumu
Aliağa Kaymakamlığı
T.C Kimlik No
Resmi Gazete
E-Vergi Dairesi
Türkiye İş Kurumu
Ulusal Ajans
Aliağa Deniz Sporları Kulübü
Mail Listimize katılın
Duyuru ve haberlerin size ulaşması için lütfen bilgilerinizi giriniz
Ad Soyad:
Telefon:
E-Mail:
Tip: Site Ziyaretçisi
Oda Üyesi
Anket
Aliağa'nın en önemli sorunu sizce nedir?
Yatırım eksikliği
İşsizlik
Çevre kirliliği
Göç almak
Plansızlık
Ticaret Ekonomi Gazetesi