Adnan Saka

Website bağlantısı:

Pazartesi, 07 Mayıs 2012 12:27

Aliağa Vizyonunu Belirliyor

TEPAV’ın yapmış olduğu anayasa çalışmalarından esinlenerek Aliağa için bir çalışma planladık. Bu çalışma ile reel çıktılara ulaşabileceğimiz veriler elde etmeyi amaçlıyoruz.

TEPAV’ın uygulaması hakkında,

Hepinizin bildiği gibi TEPAV anayasa platformu çalışmaları ile halka ulaşarak büyük toplantılar organize ediyor. Bu toplantılarda tamamı halktan oluşan, eğitim ve meslek durumlarına göre dağılımları yapılmış 10’ar kişilik gruplar bulunuyor. Bu grupların tartışma yöneticileri bulunuyor ve veriler bilgisayara kaydediliyor. Bu tartışma yöneticileri hiçbir şekilde toplantının gidişatına yön vermiyor, toplantıyı etkilemiyor. Farklı firiklerin böylesine demokratik bir yöntem ile değerlendirilmesinin artıları muhakkak ilerleyen dönemde ortaya çıkacaktır.

TEPAV ile diyalog içerisindeyiz,

Biz de Oda olarak, halkın nabzını yoklayıp ekonomik ve sosyal bütünlük içinde Aliağa’nın vizyonunu belirlemek için benzer bir çalışma öngördük. Bu çalışmayı üyelerimiz ve Aliağa’da yaşayan herkesime ulaşarak gerçekleştirmeyi planlıyoruz. Eğitim ve meslek durumlarına göre, sosyal çevrelerine göre gruplandırmalar yapmaya çalışacağız. 10’ar kişilik gruplar oluşturarak bağımsız tartışma yöneticileri eşliğinde tartışma platformu kurmak istiyoruz. Burada TEPAV’ın da desteği alınarak, soru analizleri, uygulama yöntemleri vb. faaliyetlerin altyapısını oluşturma yoluna gitme düşüncesindeyiz. Bu çalışmada ilk hedefimiz 100 kişiye ulaşarak ilk çalışmamızı gerçekleştirmek yönündedir.

İlginç öneriler, önemli tespitler ve çok değerli fikirler ortaya çıkacaktır,

Biz inanıyoruz ki çok ilginç öneriler, çok önemli tespitler ve çok değerli fikirler ortaya çıkacaktır. Yöntem olarak; tartışma yöneticileri tarafından bilgisayara kaydedilen veriler ilgililer tarafından analiz edilecek. Bu analiz sonucu ortaya çıkacak öneri, tespit ya da fikirler elimizde çok önemli bir done olarak Aliağa’ya değer katacak. Nasıl olacak bu? Şu şekilde cevaplayabilirim. Uzun yıllar Oda Başkanlığım sırasında yaşadığımız en büyük sıkıntıların başında bürokrat, siyasetçi veya ticaret erbablarından Aliağa’nın ihtiyaçları ve gelişimi için, okul, yol, hastane, sanayi planlaması, çevre planlaması gibi bir çok farklı konuda taleplerimiz oldu. Talepte bulunurken bilimsel ve reel veriler ile yola çıkmadık, çıkamadık. Şimdi bu çalışma ile bir başlangıç yapacağız. Bu çalışmaya ek olarak hali hazırda Aliağa’ya ilişkin bir veri tabanı oluşturmak için yoğun çalışmalar içersindeyiz. Resmi ve özel kurumlardan bilgi taleplerinde bulunuyoruz.

Aliağa’nın vizonunu ve eksiklilerini net olarak belirleyebileceğiz,

Bu çalışmalar ile gerekli bilgilere ulaştığımız zaman Aliağa’nın vizyonu ve Aliağa’nın eksikliklerini net olarak belirleyebileceğiz. Elimizde bilgiler, veriler olduğu içinde gerek taleplerimizi gerek de beklenti ve isteklerimizi ilgili kurumlara belgeler ile anlatabileceğiz. Belgeler ile gittiğimiz ve çaldığımız her kapıdan bir sonuç alacağımıza yürekten inanıyorum.

Halkın, resmi ve özel kurumların desteğini bekliyoruz,

Ekonomik anlamda gelişen ve büyüyen Aliağa’nın sosyal alanlarda da aynı gelişimleri gösterebilmesi için bu çalışmalar büyük önem taşıyor. Biz Oda olarak gerekli çalışmaları yürütüyoruz. Sonuçlarını da çalışmaların ardından almaya başlayacağız. Sonuçlarının olumlu olacağına inandığımız bu çalışmalara halkımız, resmi ve özel kurumların desteğini bekliyoruz.

Bu gelişmeleri biz Aliağa olarak bütün kurumlar ile ele ele vererek Aliağa için yapmak mecburiyetindeyiz. Bunu yapabilmek için Aliağa’da yaşayan  ve kendini Aliağalı hisseden her kesimden insanın desteğine, fikirlerine ihtiyacımız var. Aliağa’ya, Aliağa’da yaşayanlar ve Aliağa’yı düşünenler ancak faydalı olabilirler.

Dünya büyük bir ekonomik krizle boğuşuyor. Batmaz denen bankalar batıyor, dünyanın en büyük firmaları ya küçülüyor ya da kapanıyor.

Tam da, dünya ekonomisinin böyle darboğaza girdiği dönemde Türkiye ekonomisi büyüyor, istatistikler büyüdüğünü gösteriyor. Ancak cari açık da ciddi anlamda büyüyor ve bu konuda acil önlemler alınması gerekiyor. Devlet bu konudaki uygulamaları ile hassasiyetini ortaya koyuyor ve yeni projeler açıklıyor, yeni hibeler sunuyor, teşvik paketlerinde yenilikler yapıyor.

Bizler, ticaretin içindeki kişiler neler yapıyoruz peki? Devletin getirdiği ya da getireceği yeniliklere ayak uydurabiliyor muyuz? Yeni bir teşvik paketi açıklandığında işletme olarak o teşvik paketinin hangi noktasında olduğumuza bakıyor muyuz? Yeni bir destek ya da hibe programı açıklandığında bunlardan yararlanabilir miyiz diye düşünüyor muyuz? Hepimiz biliyoruz ki, cari açığın kapanması için, en azından cari açıktaki büyümenin durması için ihracat yapmalıyız, ithalatı azaltmalıyız. Peki ihracat yapan firmalar olarak ihracatımızı artırmak için neler yapıyoruz, imalatçı firmalar olarak ithalatı düşürmek için neler yapıyoruz?

Ben diyorum ki devletin tek taraflı uygulayacağı yatırım politikaları, biz ticaretle uğraşanlardan karşılık bulmadığı sürece başarılı olma yolunda zorlanacaktır. Bu yüzden ısrarla sesleniyorum, bir teşvik programı, bir destek ya da hibe programı açıklanırsa inceleyelim, nerede olduğumuzu, devletin ne kazanacağını, bizim ne kazanacağımızı görelim

Biz Ticaret Odası olarak gerek eğitimlerle, gerek de Aliağa ticari hayatına olumlu yansıyacağını düşündüğümüz konularda sık sık etkinlikler düzenliyoruz. Bunun son iki örneğini Ekim ayı içinde yaşadık.

Birincisi, cari açık tehdidine karşılık KOBİ’lerin ihracat yönlendirilmesi ve ihracatta verimlilik artırma eğitimi verdik. Bu eğitim uluslararası bir faaliyet olan 37 ülkede eşzamanlı uygulanan Avrupa KOBİ Haftası etkinlikleri kapsamında verildi. Ayrıca belirtmek isterim ki bu etkinliğe Oda olarak sadece biz katıldık. Eğitimi, Bilim, Sanayi Teknoloji İl Müdürlüğü Verimlilik Uzmanı Murat Açık ve Gediz Üniversitesi Öğretim Görevlisi Mutlu Yılmaz verdiler.

İkincisi ise, KOSGEB’in önemle üzerinde durduğu, İzmir’de iki örneğini uygulamaya koyduğu “ İşbirliği Güç Birliği Destek Programı” detayları ile KOSGEB İzmir Kuzey Hizmet Merkezi Müdürü Kazım Akgün tarafından detayları ile anlatıldı. Gazetemizde detayları yer alan bu destek programı kapsamında şunun altını ısrarla çizmek istiyorum. Devlet diyor ki işletmesini büyütmek isteyen var mı? Varsa gelin size 250 Bin TL vereyim. Siz de biraz fedakarlık yapın, en az üçü aynı sektörden beş işletme bir araya gelin yeni işletme sahibi olun. Bunu yaparken de mevcut işletmelerinizi kapatmayın. Ben de diyorum ki daha ne yapılması gerekiyor. Gürültüyü, kavgayı, anlaşmazlıkları bir kenara bırakalım, profesyonelce hareket ederek, mantığımızla düşünelim ve küçük işletmeler olarak yarının büyüklerine yem olmayalım. Bu konuda hassas davranalım, devlet bize her elini uzattığında da birimiz o eli muhakkak yakalamaya çalışalım. Hem Aliağa, hem ülkemiz hem de bizler buradan kazanım elde edelim.

YATIRIMLARIN ALİAĞA’YA ETKİLERİ VE SOSYAL YANSIMALARI

Yazımın son bölümünde ise, çok önemli olduğunu düşündüğüm bir konuya değinmek istiyorum. Biz bulunduğumuz Coğrafya gereği liman ve iskele konularında devamlı gelişme gösteriyoruz. Ancak sadece limanını yapıyoruz. Ne yolunu düşünüyoruz, ne de depolama alanlarını düşünüyoruz. Liman yapılsın da gerisi bir şekilde hallolur diyoruz. Ama öyle olmuyor, yatırım eksik kalıyor. Bunun örneğini Aliağalı birçok vatandaşımızın da bildiği gibi Aliağa liman ve iskeleler yolunda yaşıyoruz. Planlama merkezden yapılınca ve tüm detayları ile yapılmayınca bugün bunları konuşmak durumunda kalıyoruz. Bu planlamalara yerel yönetimlerin katılamamasının net sonucudur.

Bu tür merkezden düşünülerek planlanan yatırımların toplum üzerinde sosyal yansıması da söz konusu oluyor. Sosyal yaşam bu kadar hızlı göç alan şehrimizin en önemli eksikliklerinden biridir. Sosyal yaşamın içinde kastettiğimiz bu nüfusa ve gelecek olan göç nüfusuna göre okul, hastane, sosyal yaşam mahalleri, aktivite alanları e yapımları, donatılarıdır.

Bugün Aliağa’mızda akşam olunca insanlarımızın yaşam mahalleri çok sınırlıdır. Ne bir gençlik merkezi, ne bir alışveriş caddesi, ne de bir sosyal alan maalesef mevcut değildir. Hele kış olunca bu sıkıntı daha da artmaktadır ve insanlarımız vakit geçirmek ve sosyal yaşam için Karşıyaka’ya, İzmir veya yakın diğer yaşam mahallerine gitmektedirler. Tabiki bu durum, ilçemizin ekonomik durumunu da yansıtmakta olup, insanlarımız mağdur olmaktadırlar.

Elimizdeki somut verilere baktığımız zaman şunu net olarak söyleyebilirim ki yatırımlar konusunda artık geçmişte yapılan hataları görüyoruz, ders çıkarıyoruz, çıkarmalıyız. Dolayısıyla artık hata yapma lüksümüz yok, yapmayacağımıza da yürekten inanıyorum. Aslında kendimizi sınayacağımız bir tabloyla karşı karşıyayız. Geçtiğimiz günlerde Başbakanın da açılışına geldiği, Petkim’e ait 5 Milyar dolarlık bir yatırım söz konusu. Temeli atıldı ve 5 yıla kadar tamamlanması bekleniyor.

Ben bu yatırımı geçmişten ders çıkarıp çıkarmadığımızı görebilmek için bir sınav olarak görüyorum. Bu sınavı hem Petkim’in, hem de devletin başarı ile geçeceğine de inanıyorum. Temel atma töreninde 5 yılda bitmesi planlanan rafineri yapımında 10 Bin kişinin çalışacağı kamuoyu ile paylaşıldı. Vatandaşlarımız kadar bizler de Oda olarak bu habere hem heyecanlandık hem de sevindik. Yatırımı yapanlar bu 10 Bin kişinin kalacağı yerleri belirleyecek, oluşturacak, bu insanların ailelerinin tedavi olmaları ya da sağlıklarını koruyabilmeleri için hastane planlayacak ve çocuklarının eğitim ihtiyaçlarını karşılayabilmek için okul yapılacak. Kesin hükümlerle konuşuyor olmam yanlış anlaşılmasın. İnançlarım doğrultusunda, öyle olacağına inandığım için bu şekilde konuşuyorum.

Az önce de dediğim gibi Petkim’in bu sınavı başarıyla geçeceğine inanmak istiyorum. Biliyorum ki böyle önemli noktadaki kimseler hem planlamalarını hem de yatırımlarını tüm kapsamıyla, geniş bir çerçevede oluştururlar. Sacayağının birini eksik bırakmazlar. Sonuçta yatırımın sadece ticari değil, sosyal yönünü de düşünürler ki düşünmeleri de gerekir.

Son olarak söylemek istediğim, bizler Oda olarak yasal yükümlülüklerimiz ve sorumluluklarımız çerçevesinde bu yatırımın hem takipçisi hem de destekçisi olacağız. Aliağa’nın ve Aliağa halkının kazanması için ne gerekiyorsa yapmaya çalışacağız.

Petkim’e de bu yatırımında başarılı olmasını, hem topluma hem Aliağa’ya hem de ülkeye fayda sağlamasını diliyorum.

Aliağa'nın mevcut durumu, sanayileşmedeki hızı, yatırımlar ve basında çıkan haberler Aliağa'nın popülerliğini korumasına hatta arttırmasına neden oluyor.

Bu durumun iyi yönleri olduğu gibi, bazı olumsuz yönlerinin, etkilerinin de olduğu kanısındayım. Nüfus Müdürlüğü'nün kayıtlarına bakıldığında Aliağa'nın son yıllarda ne denli dış göç aldığı net şekilde görülmektedir. Bu durum tespiti, benim şahsi değerlendirmelerimin sonucu değil, devletin resmi rakamlarının söyledikleridir.

Herhangi bir mesleki eğitimi olmayan ya da herhangi bir meslek grubuna dahil olmayan bir çok kişinin Aliağa'ya gelerek iş talebinde bulunduğunu görüyoruz. İnsanların risk alarak Aliağa'ya kalkıp gelmelerinin temel nedenlerinin araştırılması gerekmektedir. Bunda, fabrika sahiplerinin ya da işletmecilerinin, yatırımcıların iyi niyetli olarak basına vermiş oldukları beyanatların etkisi büyüktür. Basında ya da yayın organlarında bu beyanatları duyan vatandaşlarımızın, yatırımların ne kadar süreceğini bilmeden, Aliağa hakkında fikir sahibi olmadan, kendisini neyin beklediğini bilmeden kalkıp Aliağa'ya geldiklerini görüyoruz.

Buradaki sıkıntı tabiki vatandaşın Aliağa'ya gelmesi değil, sıkıntı; ne basına iyi niyetli beyanatları verenler ne de Aliağa'yı potansiyel iş alanı olarak görenler Aliağa'nın sosyal altyapısı hakkında fikir sahibi değiller. Aliağa'nın sağlık kuruluşları yeterli midir? Eğitim kurumları genç nüfusun ihtiyaçlarını karşılayabiliyor mu? Yeterli sayıda okul, derslik mevcut mu? İnsanları taşıyacak toplu taşıma araçları yeterli mi? Burada yaşayacak insanların sosyal yaşam mahalleri, misafirlerini ağırlayacakları sosyal yaşam mekanları, gençlik için faydalı vakit geçirmelerini ve eğitimlerine yardımcı olacak sosyal donatı alanları var mı? Yok mu? Kaldı ki bir taraftan da Aliağa'da konumlanmış olan sanayi kuruluşları teknik eleman veya mesleki eğitimini iyi almış, konusunda uzman eleman sıkıntısı çekiyorlar. Bu gibi mesleksiz insanlarımıza güçlü mesleki eğitim verecek, mesleki eleman eksikliğinin tamamlanması için kurumların bu konuda da herhangi bir hazırlığı, koordinasyonu ve birlikteliği yok. Bu konular üzerine de ancak bir planlama ve hazırlıkla, eğitim kurumları, yerel yönetimler ve sivil toplum örgütleri koordineli olarak bir araya gelir bir planlama yapılabilirse bu mesleksizlik sorunları artı duruma çevrilerek, bu durumdan fayda çıkarılabilir. Tabiki bunlar da kurumların bir araya gelerek planlama yapmasıyla olabilir.

Biz Ticaret Odası olarak zaman zaman çok çeşitli mesleklerde eğitimler veriyoruz, insanlarımızı sertifikalandırıyoruz. Ancak bu yeterli oluyor mu diye sorarsanız hayır, yeterli olmuyor. Daha çok eğitimle daha çok eğitilmiş, meslek sahibi yapılmış kimselerin olması, daha az işsiz demektir diyoruz. Bu yüzden planlı, programlı ve işbirlikçi olmak hem bölgeye hem de ülkeye yarar sağlayacaktır.

Ayrıca biz Ticaret Odası yönetimi olarak yıllarca Aliağa bölgesinin, diğer odalar da kendi bölgelerinin (Menemen, Kuzey Ege ve Bergama) sanayi yatırımlarının yalnızca Ankara'dan değil İzmir Büyükşehir Belediyesi ile yerel yönetimlerin tamamının içinde olduğu kurullarca tespit edilerek planlanması gerektiğini söyledik ve bunu öngören çalışma olarak da Organize Sanayi Bölgelerini (Menemen plastik OSB, ALOSBİ, Bergama OSB) planladık. Ancak münferit planlamalar ile de fabrika kurmak mümkün olunca birçok kuruluş ve kişi Organize Sanayi Bölgelerine itibar etmeyince, buna bir de teşvik yasasının Manisa gibi Aliağa'ya çok yakın bir yerde büyük avantajlar sağlaması sonucu, planlanan OSB'ler iyi çalışamaz duruma gelmiştir. Bunun üzerine biz hükümetimize yeni hazırlanan teşvik yasasında, OSB'lerin dikkate alınması, bilhassa da sektörel bazda teşviklerin uygulanması gerektiğini belirttik.

Yukarıda bahsi geçen yatırımcıların yapacakları yatırımların kimi 5 yıl kimi 10 yıl kimi 10 yıldan da fazla sürecek. O zaman, zaten Aliağa'da birçok vasıfsız işsiz varken, yatırımların gerçekleşeceği süre zarfında göç eden vatandaş nerede çalışacak, nasıl iş bulacak, hangi şartlarda yaşayacaklar, geçimlerini bu insanlar nasıl sağlayacaklar bu konuların

incelenerek hazırlık yapılması gerekir.

Belki üzücü ama gerçek o ki, tüm bu soruların cevabını ne yatırımcılar, ne işletmeciler, ne fabrika sahipleri biliyorlar ne de Aliağa'ya göç eden vatandaşlar biliyor.

Bu söylediklerimden hiç kimse yatırımlara karşı çıktığımızı düşünmesin. Net olarak ifade etmek istediğim düşünce yazdıklarımdan da anlaşılacağı üzere, yatırımların sosyal profilinin ve sosyal altyapısının en başından hazırlanması, yerel yönetimlerin, sivil toplum örgütlerinin, yörede yaşayan insanların da planlamanın içine dahil edilmesi yönündedir. Önemli olan ben Ankara'dan ruhsatımı alırım, yatırımımı yaparım demek değil, yerel yönetimlerle beraber her türlü ekonomik, sosyal ve çevresel değerleri göz önüne alarak ruhsatımı alırım ve yatırımımı yapar istihdam sağlarım diyebilmektir diye düşünüyorum.