Türk girişimcileri için küresel entegrasyon devri…
Sayıları 5 milyonu aşan Türk diasporasını küresel hedeflerimiz doğrultusunda örgütlemek, hedeflerimiz etrafında kenetlenmek için Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) bünyesinde Dünya Türk İş Konseyi’ni (DTİK) kurmuştuk. 2009 yılında Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül ve bakanlarımızın katılımıyla gerçekleştirdiğimiz ilk Dünya Türk Girişimciler Kurultayı ile yaklaşık 80 ülkeden 2 bini aşkın Türk girişimci ve profesyoneli ilk defa aynı platformda buluşturduk. Türk diasporası kavramını yine ilk defa pozitif anlamda bu çatı altında kullandık. Yurt dışında yaşayan girişimciler ve profesyoneller arasında etkin bir iletişim kurulabilmesi için DTİK İletişim Platformu’nu (dtik.org.tr) kurarak Türk girişimci ve profesyonellerini elektronik ortamda bir araya getirdik.
Dünya Türk Girişimciler Kurultayı’nın ikincisi 18-19 Kasım 2011 tarihlerinde İstanbul’da toplandı. Yaklaşık 90 ülkede faaliyet gösteren 2 bin 200 Türk girişimcisi ve uluslararası şirketlerdeki Türk yöneticiler, profesyoneller bir kez daha bir araya geldi. Bu kurultayda bir kez daha gördük ki insanımızın öz güveni eskisiyle mukayese edilemeyecek ölçüde artmıştır. Küresel kriz dalgasına rağmen Türkiye, istikrarlı bir şekilde büyümesini sürdürüyor. Girişimcilerimiz, sanayicilerimiz, işverenlerimiz, yatırımcılarımız, müteahhitlerimiz dünyanın dört bir yanında başarılara imza atıyor, Türkiye’yi ve milletimizi gururla temsil ediyor.
Küresel güç dengeleri yeniden şekillenirken, ülkemizin küresel düzendeki ağırlığının artması için birlik olup, başarı öyküleri yazmaya devam edeceğiz. Bu çerçevede hedefimiz sürdürülebilir “Yurt Dışı Türkler” stratejisi ile dünyadaki en etkin diasporalardan birisi olmak. Sürdürülebilir stratejimizin temel ekseni yurt dışı Türklerinin anavatanları ve kültürleriyle olan bağlarını korurken, bulundukları ülkelerin sosyal, ekonomik, kültürel ve siyasi hayatına aktif biçimde katılan, mutlu, müreffeh ve başarılı bireyler halinde yaşamalarıdır. Vatandaşlarımızın yaşadıkları yerlerde daha mutlu, müreffeh ve güvenli yaşamalarının sağlanması ve anavatana katkılarının artırılması için çalışmaya devam edeceğiz.
Bugün Türkiye, ekonomik büyüklüğü, zengin insan kaynağı ve sahip olduğu stratejik değerler ile tüm dünyanın dikkatini çeken bir merkez ülkedir. Cumhuriyetimizin 100. kuruluş yıl dönümü olan 2023 yılında dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına girip, insanların yaşamaktan büyük mutluluk duyduğu, ileri çoğulcu demokrasi ile yönetilen, vatandaşını yücelten, her alanda AB standartlarını uygulayan, küresel bir aktör haline gelmiş bir ülke olmak istiyoruz.
Türk Hava Yolları’nın dünyanın dört bir köşesine uçtuğu, bankalarımızın girişimcimizin ihtiyaç duyduğu her noktada faaliyet gösterdiği, “Made in Turkey” ibaresini taşıyan ürünlerin dünyanın her yerinde talep gördüğü, dünyanın saygın yayınevlerinin yazarlarımızın kitaplarını bastığı, gençlerin yüksek tahsilini Türkiye’de yapmayı arzuladığı ve Türkçe öğrendiği bir dünya ve Türkiye hayal ediyoruz.
Çin ve İtalya arasındaki en büyük sanayi gücü haline gelen Türkiye bu hayallerini de insanımızın, girişimcimizin dinamizmiyle gerçekleştirecektir. Vancouver’dan Vladivostok’a; Helsinki’den Cape Town’a kadar geniş coğrafyada iş yapan, dünyanın her köşesine mal ve hizmet satma becerisini gösteren Türk girişimci ve profesyonelleri, Türklerin girişimci bir millet olduğunu dünyaya gösteriyor.
Hiç şüphesiz Türkiye’nin küresel başarı öyküleri, Türk girişimcisinin cesareti, tecrübesi, bilgisi ile dün olduğu gibi bugün de yazılacaktır. Küresel hedeflerimize dünyanın dört bir yanına yayılmış Türk girişimcisinin dinamizmiyle ulaşacağız. Küresel düzende daha etkili olmak, değer zincirinde ileri konumlarda olmak için ortak bir küresel gündem takip edip, dünya sistemine daha fazla eklemlenmiş olacağız. Bunun için de daha iyi örgütlenip, birbirimiz ile daha etkin etkileşim içinde olacağız. Hedeflerimiz için uygun araç ve platformları ivedilikle yaratacağız. Arzuladığımız Türkiye’yi ve dünyayı kurgulayacağız.
Çin’i dünyanın üretim üssü, Hindistan’ı dünyanın yazılım merkezi, İsrail’i inovasyon merkezi yapan kendi dinamik diasporaları ile etkin iletişim içinde olmaları ve onları ortak hedefleri doğrultusunda birleştirilmeleridir. Yurt dışındaki Türk varlığı da küresel aktör olmamız ve dünyanın ilk 10 ekonomisi arasına girme hedefini gerçekleştirmemiz için en önemli varlıklarımızdan birisidir.
1961 yılında iki gün iki gece süren bir tren yolculuğu sonrasında Türkler Avrupa’da 50 yıl geçirdi. Bugün 5,2 milyon Türk Avrupa’da yaşıyor, 140 bin ticari işletmeyi çalıştırıyor, 640 bin kişiye iş veriyor, 50 milyar euro ciro yapıyor. Dünyanın en büyük yazılım ve bilişim şirketi Microsoft’ta 350, dünyanın en büyük internet arama motoru Google’da 35, ABD’li havacılık devi Boeing firmasında ise 75 Türk mühendis görev yapıyor.
Türkiye yurt dışında en çok vatandaşı yaşayan, ABD’ye en çok öğrenci gönderen 10’uncu ülkedir. Yurt dışında 130 bin Türk üniversite öğrencisi, 830 bin Türk ilköğretim öğrencisi, 3 bin 900 Türk derneği var. Sınır tanımayan genç ve dinamik iyi eğitimli profesyonellerimiz dünyanın saygın şirketlerinde ve kurumlarında çalışıyor, bu kurumları ve şirketleri idare ediyor.
1961’de insanlarımız “misafir işçi” olarak Almanya’ya gitmeye başlamıştı. Almanya’ya gitmiş vatandaşlarımızın ve Türk kökenli Alman vatandaşlarının sayıları bugün 3 milyona yaklaşıyor. Şu anda Almanya’da Türk ve Türk kökenli Alman vatandaşları tarafından kurulmuş 72 binin üzerinde işletme var. Bu işletmeler, yılda 33 milyar euro ciro yapıyor. 350 bin kişiye istihdam sağlayarak, Almanya ekonomisine ciddi bir katkıda bulunuyor.
50 yıl önce Avrupa’nın misafir işçileri olarak başladığımız bu serüvende, girişimcilerimiz dünyanın dört bir yanında ekonomileri yönlendiriyor. Artık, üreten, yöneten, istihdam sağlayan Türk girişimcileri için küresel entegrasyon devri, karşılıklı uyum devri başlıyor. Değişen dünyada yükselen Türkiye’nin daha büyük küresel başarı öyküleri yazmaya devam etmesi için; değişimin öncüsü olma ve değişimi yönetme yolunda daha etkin örgütlenmek ve stratejiler belirlemek istiyoruz.
Artık işçi göçü devri sona erdi. Şimdi devir, girişimci hareketliliği devri. Artık acı gurbet öykülerini değil, girişimcilerimizin küresel başarı öykülerini konuşuyoruz. Türkler olarak gönül birliğine, akıl ortaklığına, kurumsal yapılara ihtiyacımız var. Bu inançla diasporamızı küresel hedeflerimiz doğrultusunda örgütlemek, hedeflerimiz etrafında kenetlenmesini sağlamak amacıyla DEİK bünyesinde Dünya Türk İş Konseyi’ni kurduk. Diliyle, kültürüyle, gelenekleriyle, inançlarıyla var olan ve ayakta duran, yaşadığı ülkeye her yönden önemli katkılar yapan bir Türk toplumu görmek istiyoruz.
Dikkatli olmamız gereken bir süreçten geçiyoruz
Küresel ekonomik hareketler dünyayı ve ülkemizi etkilemeye devam ediyor. Önümüzdeki dönem hem riskleri hem de fırsatları içinde barındırıyor. Dikkatli olmamız gereken bir süreçten geçiyoruz. Dolayısıyla hem yurt dışı gelişmeleri hem de yurt içindeki iktisadi gelişmeleri yönlendiren kurumları yakından takip etmekte fayda var. Bu kurumların başında Merkez Bankası geliyor. Merkez Bankası'nın son olarak 23 Ağustos 2011'deki Para Politikası Kurulu toplantı özeti bu açıdan önemli bilgiler içeriyor.
Söz konusu metinde ilk olarak enflasyondaki gelişmelere ilişkin bilgi veriliyor. Yıllık enflasyon yılın ilk yarısında beklentiler çerçevesinde yüzde 6,3 olarak gerçekleşirken, temel mal grubu enflasyonu yatay seyrediyor. Temel mal grubu enflasyonunda son dönemlerde gözlenen artış eğiliminin, Temmuz ayında duraklamış olduğu görünüyor. Yıllık enflasyon; gıda ve alkolsüz içecekler grubunda yüzde 7,7'ye, işlenmiş gıda grubunda yüzde 8,3'e yükselmiş durumda. Giyim grubunda artış eğilimi sürerken, dayanıklı mal grubunda gerileme yaşanıyor.
Akaryakıt fiyatlarındaki döviz kuruna paralel artışın yansımasıyla, ulaştırma hizmetleri fiyatlarındaki artış devam ediyor. Bu grupta fiyat artışının önümüzdeki dönemde de süreceği öngörülüyor. Kiralarda ılımlı bir yükseliş eğilimi görülüyor. Hizmet ve temel mallardaki görünüm çerçevesinde, temel fiyat göstergelerinin yıllık artış oranları Temmuz ayında yükselirken, mevsimsellikten arındırılmış veriler yakın dönemde ana eğilimin aşağı yönlü olacağına işaret ediyor.
Son dönemde açıklanan veriler, küresel büyümenin giderek hız kaybettiğini gösteriyor. Bu doğrultuda dış talep zayıf seyrini korurken, Euro Bölgesi ülkelerinde ikinci çeyrek büyümeleri beklentilerin altında gerçekleşti. ABD ekonomisine yönelik büyüme tahminleri de aşağı yönlü güncelleniyor. Türkiye açısından döviz kurlarındaki artışın sağladığı rekabet avantajına rağmen küresel gelişmelerin olumsuz durumu, dış talebi sınırlamaya devam ediyor.
İktisadi faaliyete ilişkin yavaşlama sinyalleri giderek güçleniyor. Mevsimsellikten arındırılmış verilerde sanayi üretimi son beş ayda düşüş gösteriyor. Kapasite kullanım oranındaki yavaşlama eğilimi de yılbaşından buyana devam ediyor. Öncü gösterge niteliğindeki sipariş beklentilerinin seyri ise imalat sanayisi faaliyetinin yılın üçüncü çeyreğinde zayıf seyrini koruyabileceği yönünde sinyal veriyor.
Yurt içi nihai talepte, yılın ikinci çeyreğinde başlayan yavaşlama eğilimi sürüyor. Tüketici güveninde süregelen zayıflama belirginleşmiştir. Bu dönemde yatırım eğiliminin de uzun bir aradan sonra ilk defa yavaşladığı gözleniyor. Temmuz ayında bir önceki çeyrek ortalamasının altında seyreden otomobil ve hafif ticari araç yurt içi satışlarının, Türk Lirası'ndaki değer kaybına paralel olarak zayıflamaya devam etmesi bekleniyor. Bütün bu gelişmeler, yurt içi talepteki yavaşlamanın derinleşebileceği yönünde sinyal vermekte.
İşsizlik oranları kriz öncesi seviyelerinde seyrediyor. Mayıs döneminde mevsimsellikten arındırılmış sanayi istihdamının gerilemesiyle, tarım dışı istihdam artışı yavaşlamış ve işsizlik oranları bir önceki çeyreğe göre bir miktar artış gösterdi. Öncü göstergeler, istihdamdaki yavaşlamanın üçüncü çeyrekte de süreceğine işaret ediyor.
Temel (çekirdek) enflasyon göstergelerindeki yükselişin bir müddet daha sürebileceği tahmin ediliyor. İktisadi faaliyetteki yavaşlama nedeniyle, döviz kurundan kaynaklanan fiyat hareketlerinin ikincil etkilerinin sınırlı kalması ve enflasyondaki yükselişin geçici olması bekleniyor. Bu doğrultuda yılsonundan itibaren temel enflasyon göstergelerinin tekrar düşüş eğilimine gireceği tahmin ediliyor. 2012 yılı sonunda ise enflasyon görünümünün yüzde 5 hedefi ile uyumlu olduğu vurgulanıyor.
Para Politikası Kurulu, iktisadi faaliyetin giderek yavaşladığı ve makro finansal risklerinsürdüğü bir konjonktürde, enflasyondaki geçici fiyat hareketlerine tepki vermenin uygun olmayacağı değerlendirmesinde bulunmuştur. Bununla birlikte, enflasyon beklentilerinin yakından izlenmesi ve fiyatlama davranışlarında orta vadeli hedeflere ulaşılmasını engelleyecek bir bozulma gözlenmesi halinde, gerekli tedbirlerin alınacağını ifade edilmiştir.
Gerek kredilerde ve yurt içi talepte gözlenen yavaşlama, gerekse döviz kuru hareketleri iç ve dış talebin dengelenmesine katkıda bulunuyor. Kredilerin artış hızı bütün alt kalemlerde gerilemeye devam etmekte olup, özellikle ihtiyaç kredilerindeki ivme kaybı dikkat çekiyor. Ayrıca döviz kurundaki artışın yılın ikinci yarısında ithalat talebini belirgin biçimde sınırlayacağı öngörülüyor. Bu çerçevede önümüzdeki dönemde cari işlemler dengesinde kayda değer bir iyileşme olacağı tahmin ediliyor. Aynı zamanda orta ve uzun vadede cari işlemler dengesinin, kalıcı olarak makul düzeylerde tutulabilmesi için verimliliği ve tasarrufları artırıcı yapısal düzenlemelerin önemine dikkat çekiliyor.
Sonuç olarak, alınan önlemlerle ekonomi üzerindeki aşağı yönlü risklerin bu aşamada dengelenmiş olduğu görülüyor. Bununla birlikte, küresel ekonomideki sorunların daha da derinleşmesi ve yurt içi iktisadi faaliyetteki yavaşlamanın belirginleşmesi halinde, bütün politika araçlarının genişletici yönde kullanılmasının söz konusu olabileceği vurgulanıyor.
Önümüzdeki dönemde para politikası, fiyat istikrarının kalıcı olarak tesis edilmesine odaklanmaya ve finansal istikrarı gözetmeye devam edecektir. Orta vadede; mali disiplinin sürdürüleceğine dair taahhütlerin yerine getirilmesi ve yapısal reform sürecinin güçlendirilmesi, ülkemizin kredi riskindeki göreli iyileşmeye katkıda bulunarak makroekonomik istikrarı ve fiyat istikrarını destekleyecektir.
Mali disiplinin devamı aynı zamanda para politikasının hareket alanını genişletecek ve faizlerin düşük düzeylerde kalıcı olmasını sağlayarak, toplumsal refahı destekleyecektir. Dolayısıyla yeni Orta Vadeli Program'ın bu doğrultuda hazırlanması ve Avrupa Birliği müktesebatının gerektirdiği yapısal düzenlemelerin devamı büyük önem taşıyor.